Sinema salonundan çıktığınızda aklınızda ne kalıyor biliyor musunuz? O koskoca destanı izledikten sonra gözünüzün önünde devasa gemiler, kudretli tanrılar filan canlanıyor sanıyorsunuz ama aslında içinizde bir şeyler kıpırdıyor, tüyleriniz diken diken oluyor. İşte o hissin adı ne biliyor musunuz? Bedensel dinleme. Nolan’ın Odyssey filmi gişede büyük ilgi görürken asıl konuşulan şey görüntüler değil, duyduğumuz ama çoğu zaman fark etmediğimiz sesler. Evet yanlış duymadınız, filmin gerçek omurgasını o görkemli görüntüler değil, ses tasarımı oluşturuyor.
Şimdi durup düşünün, filmi izlerken farkında olmadan içinizde bir gerginlik hissediyorsunuz ama nedenini bilmiyorsunuz. Bunun sebebi ne sorusunun cevabı aslında çok derinlerde, nörobilimde yatıyor. İnsan beyni yalnızca melodiyi ve duyduğu sesleri işlemiyor, o kadar basit bir mekanizma değil. Ritmi, frekansı, kulağın duymadığı düşük frekanslı titreşimleri ve çevresel sesleri de otonom sinir sistemi üzerinden doğrudan bedenle ilişkilendiriyor. Bu yüzden seyirciler bazı sahnelerde gergin hissediyormuş ama bunun nedenini bilemiyormuş. Nolan’da etki yaratmak için işte tam olarak bunu hedeflemiş.
DENİZ ASLINDA FİLMİN GİZLİ KARAKTERİ…
Filmin en dikkat çekici unsurlarından biri dalga sesleri. Çoğu filmde deniz yalnızca ambiyans oluşturur, fonda kalan bir detay. Ama burada öyle değil arkadaşlar, burada deniz adeta izleyici ile konuşuyor. Kimi zaman tehdit ediyor, kimi zaman yalnızlığı ve korkuyu büyütüyor, kimi zamanda vicdanın sesi oluyor. Ses ekolojisi dediğimiz şey, alanında R. Murray Schafer’in tanımladığı gibi doğal çevre sesleri yalnızca fon değildir; anlatının psikolojik katmanlarını taşıyan aktif unsurlardır. Odysseus’un uzun yolculuğu boyunca dalgaların ritmi sürekli değişiyor. Fırtınada kaotik, Kalypso sahnelerinde geniş, İthaka’ya yaklaşırken daha kontrollü hissettiriyor. Bu değişimi seyrederken karakterin iç dünyasıyla paralel ilerlediğini görüyorsunuz. Adeta deniz, Odysseus’un ruh halinin bir yansıması gibi.
PEKİ DAVULLAR NEDEN KALP RİTMİ GİBİ ATIYOR?
Filmin son bölümlerine geldiğinizde ise işler iyice karışıyor. Kullanılan yoğun vurmalı çalgılar yalnızca savaş atmosferi yaratmıyor, çok daha derin bir şeyler yapıyor. Bilinçli bir şekilde işlenmiş bu ses tasarımında ritim, giderek kalp atımına yaklaşan bir biyolojik etki oluşturuyor. Ne mi oluyor izleyicinin bedeninde? Kalp atımını senkronize etmeye başlıyor, nefes alışverişi değişiyor, kortizol düzeyi artıyor, beklenti ve tehdit algısı yükseliyor. İşte bu nedenle final sahnelerinde hissettiğimiz şey yalnızca heyecan değil, bedenimizin biz farkında olmadan tehdit moduna geçmesi. Film bittiğinde ise bir sıkışmışlık hissiyle salondan ayrılıyoruz.
Bazı eleştirmenler Göransson’un müziğinin geri planda kaldığını söylüyor ama bence bu bilinçli bir tercih. Besteci Ludwig Göransson, Nolan’ın isteğiyle geleneksel senfonik orkestradan uzaklaşıp bronz metalleri, ilkel vurmalı çalgıları, yeniden inşa edilen antik Yunan çalgılarını ve doğal sesleri kullanmış. Amaç müzik yapmak değil, izleyiciyi antik dünyanın akustiğinin içine yerleştirerek oyunun içine davet etmek. Neyse ben size şöyle anlatayım, bu müzik değil bir ses evreni adeta.
SİRENLER NEDEN ŞARKI SÖYLEMİYOR?
Filmin en güçlü sahnelerinden biride hiç kuşkusuz Odysseus’un direğe bağlandığı Siren bölümü. Homeros’ta Sirenler yalnızca güzel şarkı söyleyen yaratıklar değil aslında. Onlar bilgiyi vaat eder, hakikati vaat eder, insanın en derin arzusuna seslenir. Nolan bu sahneyi klasik tehlikeli kadınlar klişesinden çıkarıp tamamen işitsel bir psikolojik deneyime dönüştürmüş. Burada önemli olan Sirenlerin kendisi değil, duyulan sesin Odysseus’un zihninde oluşturduğu etki. İşte bu da tam ses diyeti perspektifi. Nörobilim açısından bakıldığında bu sahne dürtü kontrolünün görsel değil işitsel bir sınavına dönüşüyor. Direğe bağlanmak fiziksel bir önlem, asıl mücadele ise işitsel. Çünkü insan beyni ödül beklentisi oluşturan seslere karşı son derece duyarlı. Filmin bu sahnesinde ses, karakteri fiziksel olarak değil zihinsel olarak ele geçiriyor. İlginç olan birçok eleştirmeninde filmin en unutulmaz anlarından biri olarak tam bu bölümü göstermesi. Özellikle Siren sahnesindeki vokal kullanımının ve ses tasarımı filmin zirvesi.
SONUÇ: BU MÜZİK DEĞİL, SES DRAMATURJİSİ
Odyssey’nin en büyük başarısı belkide müzik yazmaması. Onun yerine bir ses dramaturjisi kurması. Bronzun sesi, rüzgâr, kaya, dalgalar, nefes, davullar ve sessizlik… Bunların tamamı tek bir orkestranın üyeleri gibi çalışıyor. Bu yüzden film bittiğinde aklımızda bir melodi kalmıyor. Ama bedenimiz filmi ve özellikle öne çıkarılması gereken sahneleri uzun süre hatırlıyor. Çünkü bazı filmler gözümüze hitap eder, bazıları ise kulağımıza. Nolan’ın Odyssey’si ise doğrudan sinir sistemimize dokunuyor. Peki sizce bu kadar sesin içinde sessizlik ne anlatıyor? Bakalım izleyiciler bu detayı ne zaman keşfedecek, gelişmeleri takip ediyoruz…
Kaynak: Orijinal Haber